mercimek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mercimek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 kez ağzı olan konuşmuş

mercimek büyüdü koca kız oldu günü!



sacları spagetti gibi olmadı bence orager ayrıca, sensin spagetti. allam yareppim ya. sanatıma haraket yeminlen!

7 kez ağzı olan konuşmuş

zayıf = mutsuz / şişman = mutlu

zayıflıyorum.. o tombul, her yeri sıkılası/yiyilesi/mıncırılası(dahauzardabuyazmıyımben) falan yerlerim eriyo yok oluyorum lan bildiğin! dünya üzerinde kapladığım alan küçüldükçe mutluluklarım da azalıyo. mesela koccaman bi magnum yerken nasıl mutlu olunuyodu unuttum ya da 8 dilim pizza yiyip üstüne sarımsaklı ekmeğin keyfini çıkartmak falan hepsi eskide kaldı(evet8dilimpizzaüstünesarımsaklıekmeküstünetatlıfalan). aslında ben böle bi yazı yazmıycaktım ama gecenin bi yarısı cep telefonuma gelen bi mesaj sonrası "evet mercimek bunları yazmalısın, ibretliksin kızım" dedim. kısaca anlat dedi andro sen sadece anlat.. o gece bana gelen mesaj aynen şuydu ; bence zayıfladığın için mutsuzsun, gel dombili ve mutlu bi yaz için el ele verelim?
cık vermeyelim, ağlak ama güzel olalım, kameramanlara değil kameralara da oynayalım diyorum ben. hem mutsz değilim zaten çok değilim en azında uff tamam üstüme gelmeyin! çok özledim börgırda vupır üstüne çikın fırayz yemeyi hem de bol patatesle bi de mayonezli bi de barbekü soslu tamam ço özledim özsütte dana kadar pastayı hiç zorlanmadan yemeyi ammaaaa!! işte bu amadan sonrası çok mühim, 4 yıl önceki pantolonumu giyiorum lan, oldu! mağazaya bi gidiyorum bişey alıyorum denemek için tezgahtar(pardonsatışdanışmanı)kıza/oğlana bi küçük bedeni var mııııı diye sormak dünyanın en gzel şeyi ehehe. neyse yazın çakma kumru, çakma boyoz, yağlı peynirli kahvaltılara merhaba diyeceğim ana kadar da zayıf ve mutsuz olmaya devame edicem, andro gelene kadar.

bi de yaşasın yemek yemek!

11 kez ağzı olan konuşmuş

fahişe

yine bir teoman klasiği.. bu adam niye bu kadar sağlam yazıyo ya? ahanda sözleri aşağıda; bu da lünkü; http://www.youtube.com/watch?v=qdYb00mT6Y0

bir fahişe sabaha karşı çok seksiymişim öyle diyor. gülüyoruz yalanına karşılıklı anlayışlı. dalga kıranlardaki banklarda çıkardı ayakkabılarını, bak dedi, köprü ışıkları siliyorlar yıldızları, kazıyınca yaldızlarını altlarındaki demir paslı. ateşe vermeli onları ama her yerde yangın çıkışları. sordum niye sattın diye yoksulluğunu, dedi elimde sadece oydu niye sattın vücudunu daha mı kötü satmaktan ruhunu herkes dedi merak içinde, ölümden sonra hayat var mı diye, boşuna düşünürler, sanki hayat varmış gibi ölümden önce. sevdim seni ama bir şekilde hüzün var diye belki gözlerinde eğer sever gibi sarılırsan da bu vücut sana bedava aslında derdim çok gençsin daha yirmiyim dedi, ama ruhum tam bin yaşında kayalar kesti ayaklarımı yine de bir şeyler hissetmek güzel hala bu dalgakıranda tek başıma bu vücutla fırlatıldım dünyaya aşk da basitmiş, pişmanlık da, hayat hoyrat bu zamanda şahin kuşa, kuzgun leşe, ben değil bu dünya fahişe. korkum; çığlık atan adam gibi tablodaki, şakağımda ellerim hep kaçarken, tek kişilik bir dünyayı ben artık nasıl severim anladım, dedim, senin kalbin birinde, geceyle gündüz, o hep senle sarıldı, ağladı saatlerce o yine işe gitmeden önce aslında derdim çok gençsin daha yirmiyim dedi, ama ruhum tam bin yaşında kayalar kesti ayaklarımı yine de bir şeyler hissetmek güzel hala bu dalgakıranda tek başıma bu vücutla fırlatıldım dünyaya aşk da basitmiş, pişmanlık da, hayat hoyrat bu zamanda şahin kuşa, kuzgun leşe, ben değil bu dünya fahişe

1 kez ağzı olan konuşmuş

muhsin yazıcıoğlu

yazmak istemiyordum aslında çünkü herkesin bildiği ama bilip de görmezden geldiği şeyleri dile getirdiğimizde suçlu biz olabiliyoruz fakat geçtiğimiz hafta içerisinde şirket uzantılı mail adresime gelen bir mail sonrasında susup oturmak mümkün olmadı. gelen maili noktasına virgülüne dokunmadan buraya taşıyorum; "yazıcıoğlu'ndan tarihe geçecek mesaj bbp lideri merhum muhsin yazıcıoğlu'nun 28 şubat'ta kendisine mesaj gönderen darbeci paşa çevik bir'i terslediği ortaya çıktı. tarihe geçecek mesajlaşma “28 şubat sürecinin en haraketli olduğu dönemde, istanbul lütfi kırdar kongre ve sergi salonu'nda düzenlenen bir etkinliğe kaldım. salona girdiğimde davetliler arasında yer alan çevik bir'i de gördüm. protokoldeki yerimi aldığımda birisi yanıma yaklaştı ve ‘bu notu size paşam gönderdi' diyerek bir kağıt uzattı. kağıdın üzerinde ‘türkiye'nin iran olmasına asla izin vermeyeceğiz?' yazıyordu. hemen cebimden kalemi çıkarttım. o notun altına aynen şunu yazdım: ‘biz de türkiye'nin suriye olmasına izin vermeyeceğiz.' kağıdı bir arkadaşımla tekrar çevik bir'e gönderdim.” çevik bir ve muhsin yazıcıoğlu arasındaki iran-suriye “atışması” ne anlama geliyordu. 28 şubat sürecinin kudretli paşası çevik bir, refahyol iktidarını 7 milletvekiliyle ayakta tutan bbp genel başkanı'na “irtica” içerikli bir mesaj yolluyor, tabiri caizse ‘ayağını denk almasını” söylüyordu. muhsin bey de türkiye'nin suriye'deki baascı rejim gibi bir baskı rejimiyle (ki o dönemde suriye'de daha baskın bir yönetim vardı) idare edilmesine izin vermeyeceklerini, dolayısıyla darbelere direneceğini söylüyordu. hem de kime gönderiyordu bu mesajı? bizzat postmodern darbenin komutanı olan çevik bir'e. sözkonusu mesajın anlamı şudur, “siz darbe yapabilirsiniz, ama bizler de bu darbeye direneceğiz. halkımızın baskıcı bir rejimle ezilmesine asla müsaade etmeyeceğiz.” sadece bu söz bile ölümünün ardından bir değil, onlarca kapağın muhsin bey'e ayrılmasına yeter de artar bile. işte muhsin bey böyle bir adamdı. o dönemde istese çok rahat bir şekilde kendisi de dahil bir iki arkadaşı bakanlık koltuğuna oturabilir, bürokraside istediği makama dava arkadaşlarını yerleştirebilirdi. ama o “müslümanların iktidarı”na karşılıksız destek verdi. işte bu yüzden de başta sivaslılar olmak üzere halk da onu karşılıksız sevdi. rabbim rahmet eylesin, mekanı cennet olsun… gerçek hayat dergisi" bu maili ilk okuduğumda bazı insanların aklından, vicdanından bir kez daha şüphe ettim. bir de kendisi için türk büyüğü falan diyorlar bırakın türk büyüğü olarak anılmayı insan olarak bile adı geçmemeli tek bir satırda.

1 kez ağzı olan konuşmuş

bu aşk beni yorar

dinlemediyseniz dinleyin, dinlemeyenlere dinletin. öyle bi duman şarkısı bu. insanı alıp taa uzaklara ama çok başka dünyalara-öylemelankolikfalandeğildahabaşkabişibu-götüren bi şarkı. aslında bu şarkıyı dinlerken düşündüm de kaanın "rakı ile gargara yapmış" gibi çıkan o muhteşem sesi olmasaydı yani şarkıyı başka biri yorumlasaydı nasıl olurdu diye ama sanıyorum ki bu kadar etkili olmazdı. dolayısıyla burda sanırım başka bi tartışma konusu açılıyo ki o da şu bi şarkı o vokalden bağımsız olarak düşünüldüğünde de iç gıcıklayıcı, etkileyici oluyosa mı başarılıdır yoksa tek bi kişiyle özdeşleşmesi ve başkası söylediğinde aynı etkiyi taşımıyo olması herhangi bi sorun teşkil etmez mi? neyse bunlar biraz karışık şeyler farkındayım hatta gereksiz. ben bu şarkıya bittim hatta dumanın bu son albümüne-kiaslındaaynıandaikialbümçıkardılaramaneyse-tümüyle hayran kaldım. buyrunuz bu da bu süper şarkının lünkü; http://www.youtube.com/watch?v=_zkp2bG2SCg&feature=related ama ben sözlerini de yazıyım da amme hizmetimi tamamlamış olıyım;

şarkılar, o şarkılar övünmek zor, ölüm çok zor o an gelir sancılar dayanmak zor, durulmaz ellerimde kan, dilimden akar kime ne, banane bu aşk beni yorar elimde kan, dilimden akar kime ne, banane bu aşk beni yorar sayfalar, o sayfalar kapanmazlar, silinmezler her an içimi parçalar okunmazlar, yakışmaz ellerimde kan, dilimden akar kime ne, banane bu aşk beni yorar elimde kan, dilimden akar kime ne, banane bu aşk beni yorar..

2 kez ağzı olan konuşmuş

mercimek çorba oldu

öncelikle scherzi arkadaşımızın açmış olduğu muhteşem anketteki zeka parıltılarına hayran kaldığımı belirtmek isterim-belirttimhatta-bi de bu ankete kapak olacak bi cevap vermek isterim; sizi çok seviyorum-verdimhatta-ama sizinle birlikte sevmiş olduğum birileri daha var kii aman aman.. titinet yöneticileri ile aramdaki o müthiş sevgi bağını burada açıklayacak kadar yüce bi kelime dağarcığım yok ne yazık ki.. gel gelelim son zamanlarda ortalarda fazla olmayışımın çeşitli sebepleri mevcut; netle fazla haşır neşir olduğumun farkına vardım ve sıkılmaya başladım, bütün gün işte pc başında oturup akşam da aynı duruma geçmeyi bünyem pek kaldırmamaya başladı. soracığıma bu aralar fazlaca hastalanmaya başladım, ce vitamini eksikliğinden tabi-hiçmeyve yemezsemböleolurevet-hasta olunca da üşeniyorum. ve pek tabi nete giriyorum, ulan bekliyolarmış gibi birden pat gidiyo haydaaaa al sana bi sinir harbi mesel adün gece androya mesaj atarken gitti şerrefsiz bağlantı. geçen akşam çağrı merkezini aradım, "operatöre bağlıyciyim lütfen bekleyin" dedi bekledim bekledim bağlamadı. sora ben de dedim ki "ulan sen bi telefonu bağlıyamıyosun benim netimi nası bağlıycan?" işte böylee...

ikinizi de çok seviyorum ama :)

8 kez ağzı olan konuşmuş

'biz olmuşuz kırocan' isimli çalışmamız

0 kez ağzı olan konuşmuş

girilemeyen içler hissedilemeyen tenler

bu yazıyı okumadan önce-hangiyazıyıdiyesormayınyazıyorumşuan-vermiş olduğum bağlantıdan yazıya malzeme olan haberi okumanızı tavsiye ederim ben-yadasonraokuyunnebiliyim-

bi kadın olarak ayşe özyılmazelin yazısını duygusal ve etkileyici bulduğumu söyleyebilirim çok rahatlıkla fakat bi okuyu olarak görüşüm ne kadar amatörce yazılmış bi yazı olduğudur. ben böyle şeyleri severim, evet. cesurca yazılmış, tabuları yıkan, yaşanılanları/hissedilenleri olduğu gibi aktaran. ama bu tarz yılmazele uzak bence, ayşe arman olma yolunda ilerlemek ona ne katar, çok tartışılır.

yazının içeriği ile ilgili yorum yapmak istemesem de ben bu konu ile ilgili kendi dünyamda hissetiklerimi/düşündüklerimi bi nebze de olsa paylaşmak isterim. çok uzun zamanlardan beri-kadınveerkekvarolduğundanberi-aşk olsa da olmasa da erkek kadının içine girmiş, kadın buna ses çıkarmamış-çıkardığısesaldığızevktenolsagerekbelki!-kimi zaman istemiş, kimi zaman kızmış, kimi zaman kahkaha atmış ama her seferinde açmış bacaklarını, anahtarın kilide girmesini beklemiş, bazen hırsızlığa kurban gitmiş, bazen en uyumlu anahtarı bulmuş. merak ettiğim şu; "içine girilirken" kadın anlamaz mı gerçekten içine girip girmediğini o erkeğin? hem de bi an bile? yok ben buna inanmıyorum. öyle bi an vardır ki, hiç bi ana benzemeyen fiziksel anlamda değil ama ruhsal anlamda en derinine inen, tek dokunuşuyla ateşlerde yanmayı sağlayan.

hem "en duyarsız, en bencil ve en vicdansız erkek bile bir kadının kendini her şeyiyle sevip kabul ettiğini en çok sevişirken anlar, çünkü seks bir kadının kendini vermesi değil, aslında erkeği en derinine kabul etmesidir. seks biri öbürü tarafından en derinine kabul edilmemişse yalnızca bir boşalmadır."

evet budur, ve bi kadın bi erkeğin gerçekten içine girip girmediğini bilir, anlar, bunu kabul ederek ya da etmeyerek yaşar ama sonradan hiçbiri içime gerçekten girmediler demez, hem ruha gerçekten dokunamaya bi adamın, içe girilmesine kaç kere izin verilir ki?

4 kez ağzı olan konuşmuş

adam madam dük hödük büzzük

öncelikle; "yağdı yağmur çaktı şimşek, sende mi şair oldun blablabla" diye bi söz vardı bizim çocukluğumuzda bilmem hatırlar mısınız?-hatırlarsınızkiçokgeçmediüstünden-ben mesela bu kelime gurubunu-kibizeilkokuldabunucümlediyeöğretmişlerdineyse-kardeşime falan söylerdim böyle saçmalıklarını belli etmek için, anlasın diye. bugün ise hitap ettiklerim çok farklı, bacak boyu benim boyua eşit olan hatun insan kişi oturmuş şiir yazmış-belkiayaktayazdıbelkiyatakayazdıbilmiyorumlafıngelişidedimonuben-şiir denince benim aklıma nazım gelir, can baba, ahmed arif gelir, küçük iskender falan gelir ulan. sen git adamlı madamlı kelimeler kullan, kafiyeden paçayı kurtarırım de, teyteytey!!! neyse bu kadar anlattık, ettik şiiri de okuyun ama değil mi?

"vay seni adam görünen madam
sen değil miydin aşkından ayaklarıma kapanan
karşımda kaybetme kaygısıyla ağlayan
yokluğuma dayanamayıp kendini alkole vuran
vay seni adam görünen madam
sen değilmiydin tanrı’dan sonra bana tapan
tüm şarkılarda beni bulan sevdayı ilk kez benimle tadan
vay seni adam görünen madam
sen değilmiydin her kavganın sonunda ayrılmak istesem de bırakmayan
ben kaçan sen kovalayan ben yorulan sen çılgınlaşan
vay seni adam görünen madam
sen değilmiydin herkese kafa tutan güçlüye meydan okuyan
benliğimde yüreğimde nefesimde can bulan
vay seni adam görünen madam
sen değilmiydin bitsin dediğimde son bir şans için yalvaran
çektirdiği çileye pişman olup kahrolan
her sevişte içimde gözlerimde kaybolan
vay seni adam görünen madam
sen değilmiydin mutlu bir yuvanın hayalini kuran
hiç olmadık bir anda gözyaşlarıyla sevdasını haykıran
beynimi yüreğimi bedenimi bulandıran
vay seni adam görünen madam
tanımamışım be tanışmamışız meğerse
duyguların yalandan sözcüklerin riyandan
banaymış sadece şahlanman
suçsuz yere özgürlüğümden olurken ben
fare deliğine sığınman korkundan
vay seni adam görünen madam
ne 40 kişilik koğuş ne tek kişilik hücre
kaybolmuş kimliğinde yok olmuş benliğinde
parçalanan yüreğimde senin cezan idam
adam pardon madam"

işte hayatınızda okuduğunuz-okuduysanızsonunakadargerçekten-en muhteşem şiir. lakin benim sizlerle paylaşmak istediğim çok başka bi şiir var-çokbaşkamıdedimhadicanımbende-çok sevgili yıldız şairim, muzaffer uzunkayanın veliahtı, seroo tuğba özayın yazdığı adamlı madamlı bu şiire istinaden bi şiir yazdı, "o yazıyosa ben de yazarım abi" repliği ile edebiyat dünyasına atıldı, buyrunuz;

"tey seni hödük bilinen dük
sen değil miydin aşkından ağzı dolan köpük
karşımda kaybedince ters dönen böcük
yokluğumda raidden beyni olan kütük
tey seni hödük bilinen dük
dualarımla evrim geçirip olan sülük
sümüğü ilk bende görüp üzerime titreyen zübük
tey seni hödük bilinen dük
sen değil miydin dişi görünce şahlanan pipisi büzük
bu iradeyle verilmez sana öpücük
sen anca babayı alırsın dürrük oğlu dürrük
tey seni hödük bilinen dük
senin göndereceğin yok diye düşündük
sana çok bile tarkan'ın yaptığı müzük
yine de bizden sana gelsin dilli düdük
tey seni hödük bilinen dük
ne tek kişi kaldığım başlık ne 51847 kişilik sözlük
yaptığın öküzlüklerle
ağzınla eş değer kokuya sahip küllüğünle
iktidarsız çükünle
senin cezan sünettir hödük pardon dük."

p.s: iki şiir arasındaki terk farkı bulun!

4 kez ağzı olan konuşmuş

Yemekteyiz'in Günlük Hayata Etkileri

Ekranların en harika programı yemekteyiz için bişiler karalamak için ne kadar geç kaldığımızı fark ederken adeta yüzüm kızarıyor. Utancımdan yerin taa en dibine girmek istiyorum. Yemek kültürümüze olan büyük katkıları, çatalın, bıçağın yerini öğretmesi, kaburga dolmasının nasıl servis edildiğini göstermesi falan hep hikaye aslında. Gerçek olan tek şey; bu programın insan psikolojisine olan etkileri ve dolayısıyla bu insanların -izleyenlerinyanibizlerin-günlük hayattaki davranışlarını acayip bi hale sokması. Evet şimdi bazıları “sana ne , alemin yemeği seni mi gerdi” diyebilir. Buna cevabım hemen “evet, çok pis gerildim, yay gibiyim, bırr” olur. Bu son cümleden de anlayacağınız gibi ben bir mağdurum, evet! Aynı evde yaşadığım sevgili annem adeta yemekteyiz neferine dönüşmüş durumda. Bu durumun ne demek olduğunu kelimelerle anlatabilir miyim, bana o kadar itaat eder mi şu ufacık harfler, bilemiyorum, yine de deneyeceğim ki siz gardınızı alın, benim gibi olmayın.
Evimizin sultanı, uçan otoritesi, dişi kuşu annem bu programın en sadık izleyicisi belki de, hani ilk günden beri kaçırmadan izliyor desem-hattaizliyoruz-yalan olmaz, başım ağrımaz. İlk zamanlar ben müthiş bi öngörüsüzlükle “anne yaa, bırak allasen, tutmaz bu, izleme” nutukları atarken, ısrarla ve ısrarla ekran başından kalkmayıp, “bak ne güzel tarifler alıyorum, aa” diyip-kiburadaanneminnekadarsafineyeniyetliolduğunugörüyoruz-beni susturuşları hala aklımda. Gel zaman git zaman ben de ona eşlik etmeye başladıktan sonra işler de karışmaya başladı, bunu fark ettim. Evde bir naim, bir nil, bir hasan muhabbeti dönmeye başladı ki aman allahım. Hayır işin garip kısmı, hiç istenmeme rağmen bu muhabbetleri döndürürken feci bi zevk almamdı. Hani tecavüz, kaçamama, zevk almaya bakma olayı bi nevi. Bi süre sonra olaylar iyice çığrından çıkmaya başladığı zaman, artık geri dönüş için çok geç olduğunu söylememe bilmem gerek var mı?
Annem mutfakta.. kendi kendine konuşuyor. Usulca yanına sokuluyorum, duyduğum cümle beni kedi görmüş fare kıvamına getirmeye yetiyor; “cıkcıkcık canan hanım, yemeği, tattığınız kaşıkla karıştırmaya utanmıyor musunuz?” hem sorup hem cevaplama yeteneğine hayran kaldığım annemin verdiği cevap şu oluyor; “şimdi laf söylerler, aynı kaşık bilmem ne, aman sanki kendileri 100 tane kaşık kullanıyor”
Noluyoruz lan? Hayır bi de ben de anneme uymaya başlıyorum o noktadan sonra. Acayip bi çekim etkisi ile yemekteyiz uydumuz oluveriyo. Masada yemek bekliyorum-nekadartembelimannemyapıyobenyiyorumevetpisimben-ağzımdan dökülüveren şu cümlelere hayret ediyorum; “ama olmaz ki bu kadar ağır servis yapılmaz ki canan hanım, üstelik masada bardak eksik cıkcıkcıkc” kabus bitti sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz sayın okuyucu, çook! Akşam baba geliyor, elinde bi paket, piyuuuu, tatlı almış, hem de künefe-bayılırımkiben-hemen tabaklara konuyor, yenmeye başlıyor. Gecenin bombası annemden geliyor; “ama alici’ğim keşke kendin yapsaydın, hazır tatlı insanı kandırmak gibi oluyor, el emeği başka.” Bu cümleden sonra iflah olmam ben diye düşünürken uykuya dalmışım. Gecenin ortasında bir el boğazımı sıkar gibi oldu, çığlıklarla uyandım. Rüyamda Adanalı Selbi beni boğmaya çalışırken, Nil keman çalıyor, Naim de şarkı söylüyor üstüne Hasan elinde bir bardak su tutup “çeşme suyu en sağlıklısı, ölürken bari içiriverin” diye bağırıyordu.

Evet, yemekteyiz psikolojimi(zi) bozdu, farkında değiliz..

1 kez ağzı olan konuşmuş

atılır mıyız oyundan benzemezsek onlara?

“Atılır mıyız oyundan benzemezsek onlara?”

Harun(mor ve ötesi) soruyor, atılır mıyız oyundan benzemezsek onlara? Cevap veremiyorum. Hayat bir oyun mu sahiden yoksa yaşanabilecek en büyük gerçeklik de biz mi ciddiye almıyoruz, bilemiyorum. Bu şarkıyı dinlerken nedense aklıma, andromeda geliyor. Dışarıdan bize bakan insanların hakkımızda ne düşündüklerini düşünüyorum. Daha geçen gece “ikimize de blablabla diyecekler bıkbıkbık diye konuşurken, neden bu soruyu sormayışım geliyor aklıma; atılır mıyız oyundan benzemezsek onlara? Soru soruyu doğuruyor, tekrar soruyorum; onlar kim? Ya da diyorum ki, atılırsak bu oyundan ne olur? Hayatı oyun gibi yaşamayı öğrenirken birlikte-yadaohepböyleydibenonunlaöğrendim-hiçbişeyi umursamadığımız ya da umursamaz göründüğümüz günlerde yanımızda olan, sağduyu sahibi, bize piyano bile çalan bi de erkeğimiz vardı.
Kıskanılacak bi dünya yaratmışız kendimize bunu fark ediyorum. Değişik bi dostluğumuz var biliyorum. Neler yaşandıysa şimdiye kadar hepsi bizi bugünkü dostluğumuza kadar getirmek içinmiş anlıyorum. Bu dünyanın gerçekliğine uymazken yaşadıklarımız, paylaştıklarımız aslında en gerçek anların beraber güldüğümüz, eğlendiğimiz, tartıştığımız anlar olduğunu büyük bi farkındalıkla dile getiriyorum. Hani hep geyiği yapılır ya hiç kopmayız yıllar sonra da görüşürüz falan diye bölesine klasik bi cümle söylemekten itina ile kaçınıyorum aslına bakarsanız ben üçümüzü de yıllar sonra meselayaşsöylemektenkaçınılansöylenirsedehepküçüksöylenenzamanlarda-hala var olursa küçük beyoğlunda şıpsevdi içerken, ya da mihrimah sultan’da miller soyarken ve hala inatla ve inatla hayata gülümseyip, şakalaşırken hayal ediyorum hatta söylediklerim çok mükemmel geçmiş bi konser sonrası ellerimiz kızarana kadar scherziyi alkışladıktan sonra, kutlamak için yaptığımız aktiviteler bile olabilir. İşte gerçek merschmeda dünyası budur, bu yazı da geç kalmış bi hoş bulduk blog yazısıdır.

p.s: şarkı gerçekten çok güzel, dinleyelim :)

“Kız gitmiş en güzel, en hafif giysisini giymiş, oğlan renkli bi dünya boyamış, kapkara kapılar..”

2 kez ağzı olan konuşmuş

Muzaffer Uzunkaya-2

sevgili andromeda'nın girizgah yaparak konuyu aydınlatma çabası pek yeterli olmamış gibi geldi bana. ben de bu konu-kikonudeğilpardoninsan-hakkında bişiler karalamak istiyorum lakin asıl aydınlatıcı açıklamayı yapacak kişinin sevgili scherzi olduğunu da koyu renk harflerle belirtiyorum. çok değerli şair muzaffer uzunkaya hayatımıza dün gece aniden giriverdi. okuduğumuz şiirler dimağmızda müthiş bir tat bırakırken gece 03.30 sularında uykuya dalarken bile aklımda o'nun yürüyelim arkadaşlar isimli şiiri vardı. ruhumu sakin, yeşil ormanlarda, fındık bahçelerinde dolaştırırken birden adliye koridorlarına, oradan çekip alıp öbür dünyanın kasvetli havasına adeta sürüklemiştir. biz-andromedascherzimercimek-olarak kendisini sevgi, saygı ile kucaklıyor, yeni şiirlerinden bizi mahrum etmemesini temenni ediyoruz.

3 kez ağzı olan konuşmuş

bugün blog için ne yaptım?

yazımın başlığından da anlaşılacağı üzre, bugün blog için ne yaptım diye sorduğumda, vicdan azabı çekmemek, "ben de bi yazı yazdım, yayınladım, üstüne üstlük virgül bile kullandım" demek için yazıyorum şu an. aslında tam da öle değil, biliyoruz ki biz bu blogu canımız ne isterse yazmak için açmadık, bi gündem konumuz vardı mesela, internetmiş, yok vindovsta karşılaşılan garip programlarmış, yok bilmem ne.. benim sevgili, çok değerli ekip arkadaşlarım, cumhuriyetimizin en kutsal vatandaşları zaten yazılacak şeyleri yazmışlar e bana da burda düşen şe, saçmalamak oldu ki, bu kadar akıllı(!) uslu(!) insanın arasına bi tane de saçmalayan biri gerekiyo di mi? ben teknolojiden anlamam, vindovsta hali hazırda bulunan bi programı kullanmak yerine onu 2 saat arayıp, üstüne üstlük sonra vindovstaki programı kullanınca, kendi saçmalığıma yanmam, ama yanan bi canım arkadaşıma da koyver, sen bitanesin demekten geri kalmam. o sebeple burada gündem konumuza değinmiyorum. hakkımda çeşitli iddalar atılmış, beni okurken boğulacağınız söylenmiş, edilmiş. ayıptır, yazıktır, günahtır. yine de diyorum ki sevgili yoldaşlarım, gelin birlik olalım, bu iddaların aslı astarı olmadığını hep birlikte gösterelim, ben yazayım, siz okuyun, boğulmayın, yaşamaya devam edin.



eyy andromeda, eyy scherzi;



bugün blog için ne yaptınız?